Aralık 10, 2009

‘Fiyat’ değil ‘Değer’

Şirketinizin hiselerinin satışında en önemli etken sizsiniz.  Hisse satışı bu yüzden çok kişisel bir olaydır. Biz işimizde hep şirket hisselerinin ‘değerinden’ bahsederiz ve ‘değer’ kelimesini ‘fiyat ‘ kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanmayız. Fiyat, değerin sadece bir parçasıdır.

Şirket hisselerinizi satmadan önce düşünün: Üç veya beş yıl sonra kendinizi nerede görmek istiyorsunuz?  Bodrum’da balık tutarken mi, yoksa işinizin başında arslanlar gibi çarpışırken mi?  Eğer siz birkaç sene sonra balık tutmak isterken ortağınız veya işinizin yeni sahibi sizi çalışmaya zorlarsa, bu durumdan her halde çok memnun kalmazsınız.  Tabii ki tam tersi de geçerli. Bu yüzden eğer bir seçim hakkınız olsa, belki de, biraz daha az para ödese de size istediğinizi yapabilmenizi sağlayacak bir potansiyel ortağı başka birine tercih edebilirsiniz. İkisinin arasındaki fark aslında sizin kişisel olarak hayatla ilgili beklentilerinize biçtiğiniz fiyattır.

İngiltere’de girdiğim bir toplantıda müşterimiz kendiliğinden şirketinin hisseleri için beklediği değeri belirtti ve ekledi: “bazı şartlar altında bu rakamın yüzde otuz altına da razı olurum”. Tabii anında sordum: “Hangi şartlar altında?”. Cevabı çok ilginçti. “Eğer,” dedi “şirketin yeni sahipleri çalışanlarıma en az benim verdiğim özeni gösterirlerse, hisselerimi yüzde otuz daha düşük bir fiyata satmaya razıyım, zira ben bu şirketi bugünkü durumuna beraber çalıştığım insanlar sayesinde getirdim.” Onun gözünde, çalışanlarına gösterilecek davranış şeklinin değerinin fiyata etkisi yüzde otuz seviyesindeydi.

Bu ve buna benzer nedenlerin hisselerinizi satma zamanı gelince yapacağınız değerlendirmeleri etkileyeceğini bugünden öngörerek, gelecekteki hayatınızla ilgili beklenti ve isteklerinizi, kendinize karşı da açık ve samimi olarak ortaya koymanızda büyük fayda olacaktır. Yaşadığımız değişik örneklerde şirket sahiplerinin çeşitli nedenlerle – örneğin: “fiyat istediğim gibi değil” gibi – ortaklık görüşmelerini kestiklerini biliyoruz. Açık açık söylemeseler de asıl nedenin paradan başka birşey olduğunu hissetmek çok zor değil. Konu kişinin aniden şirketine daha çok değer biçmeye başlamasından öte, gerçekle karşı karşıya kaldığında, yani imzayı attığı andan itibaren aslında çok istemediği bir yaşama “evet” deme korkusu ile ilgili aslında.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız paylaşılmayacaktır. Doldurulması gereken alanlar * ile işaretlenmişlerdir.